11 kişi kendisini tutuyor, 4 arkadaşı var.
sevgili epsil humanizm bir burjuva ideolojisi degildir. turkce anlami insanliktir .insanlik ideolojisi devrimcilere ait bir olgudur .ne kadar humanist degerler varsa sahipleri bizleriz.can arkadasim.
"....Kelimeler yetse daha neler neler buldum Elimle koymuş gibi huzurluyum Geniş ve loş bir yer istersen sen de bir uğra Doğru yanlış iyi kötü herkes orda ...." :) hoşgeldin tekrar, renk getirdin!
sonradan nefret edeceğin şeyler öğrenmek
ne gibi?
okul açılacak ya o aklıma geldi birden
ee, okul bu..açılır işte terbiyesiz..laftan anlamaz ki:/
bişey yapmalı. henüz hangi konuda ne yapmalı bilmiyorum ama bişey yapmalı işte :/
ben birşeyler bulurum konu olarak ama ne yapılacağını fikir alışverişine bırakıyorum.
doğru, memlekette konu mu biter?
ona gönderme olduysa, yok ben vazgeçtim. ne olalım, ne de bulalım en iyisi :I
bense bugün evden çıkmayışımın altıncı gününü sade bir törenle kutladım.. pazar filan da göremedim evin içinde doğal olarak :/
nedense evden çıkmadığım zamanlar tedirgin edici bir duruma giriyorum delirdiğimi sanıp kendimi sokaklara atıyorum sokaklar ne güzel kendimi daha bir cesur hissediyorum (mesela evde köpeklerden korkan biri olarak sokak köpeklerinden hiç ama hiç korkmuyorum)
ev köpeklerinden ben de korkuyorum..her birini sahipleri kendi kafalarına göre (güya) eğitip doğalarını bozuyorlar..bu yüzden ev köpeklerinin ne zaman ne yapacakları belli olmuyor.. ama sokak köpekleri vasıfsız düz köpek işte.hatta kopak..onlardan korkmuyoruz işte bu yüzden :I bu kadar uykusuzluğa ancak bu kadar teori çıkıyor işte.
demek ki uykusuz kafalar benzer teoriler üretiyor. bana kalırsa köpekleri geri doğal hayata salalım derim ama artık onların doğal hayatı kalmamış sayemizde
benim oturduğum yerde at kadar sokak köpekleri sürüler halinde geziyorlar. onların doğal hayat sandıkları yer bazen bizim otopark filan olabiliyor. galiba onların da bizim de kafamız karışık.
karıştırıcı faktör bizim tarihsel gelişimimiz diye sahiplendiğimiz şey oluyor aslında
çabucak kaçmak için mi?(uykunu kaçırmadan)
yok kaçmak için değil..şimdi tarihsel gelişim filan demişsin ya, ohoooo yaz yaz bitmez diye :/
bu konuyu bildiğini varsayıyorum ama sınavda sorucam sonra ona göre
ben geldim ama yalnızlık getirdim hepinize yetecek kadar
tamam da, böyle dramatik gelişler istemiyoruz :/ şimdi git, biraz eğlenceli gel lütfen.
aslında eğlenceli olanlarını seçtim pazarcı abi yapma ya diğerleri ne alacak dedi ben biraz fazla para teklif ettim kabul etti. bu arada bugün pazar nerede?
ankara'da çarşambaları nerde pazar var bilmiyorum iyi mi? aferin bana :I
neyse yarın yenişehir pazarı var.: -bir pergel bir cetvel bir de çukulata alacağım
bak konuyla ilgili pek acıklı bir şarkı vardır..onu hatırladım şimdi..
. pazara gidelim bir tavuk alalım pazara gidip bir tavuk alıp....ühü..devam edemiciim..çok hüzünlü çoook..
ben bugün evden akşam saat 7 deçıktım ve kızılay bomboştu. pazar ise sosyete pazarı kıvamında benim uzağımda bir yerlerde kurulmuştu.
bugün üzerime ince şeyler giydim üşüdüm belki de uykusuzluktandır
eğer susuzluk da hissettiysen, kesin uykusuzluktandır..ben de nedenini bilmiyorum ama öyleymiş.
evet o kadar çok su içtim ki herhelde bir varil kadardı. yaşasın insomnia o halde.
uyku düzeninin bozulmasıyla insomnia'yı karıştırıyor olabilir misin? bence olabilirsin.
haklı olabilirdin ama 2002 den beri böyle devam ediyorum
bir taraftan işgal edilen istanbul imajı gözleri yaşartır o filmde ama biz işgalcilere güleriz . küçük nuran mesela çok ilginç bir figürdür (gerçi filmde çok az görürüz ilk şarkı yarışmasında) diğer yandan ali nazikin yaptıklarını onaylıyor falan değilim zaten. ama işgalci yalnızca göç falan değildir. istanbul her daim işgal altındadır zaten ama artık dayanacak gücü yoktur (muhsin bey aslında istanbulun kendisidir) ve kendini alavere dalavere ile bir aptal bahsi kazanmaya iten koşulları değiştirmektense teslim olmayı seçer hangisi daha insancadır?
teslim olmayı seçen (!) muhsin bey mi, yoksa istanbul mu? eğer bu adam senin dediğin gibi istanbul'un kendisiyse teslimiyet kaçınılmazdır..bir şehir, içinde yaşayanlara teslim olmamak gibi bir yeteneğe sahip değildir ki? şehrin sembolü olarak değil, insan olarak bile düşünürsen aslında tek taraflı bir teslimiyet de yoktur..ali nazik ve muhsin bey'in birlikte çatıda kaldıkları sahneyi hatırla..her ikisinin de yükseklik korkusu vardı.. (yükseklik korkusu denilen şey aslında nedir o zaman?) ikisi de korkudan aşağıya bakamadılar ve düşmemek için birbirlerine sarıldılar..(sarılma=teslimiyet) birbirlerine teslim oldular.
aklımdan geçenleri okuyorsun tam da buydu. yükseklik korkusunu yenen istanbul teslim olmalı mıydı? bence hayır!
zaten filmin sonunda dikkat edersen kazanan taraf yoktu ki:/ dişçi kirkor, ev sahibi madam, muhsin kanadıkırık, ali nazik, şarkıcı sevda hanım...kazanan kimse yoktu. yeni istanbul,bu insanların birinin bile diline, kökenine, sıfatına, eğitimine, cinsiyetine, mesleğine, iyiliğine-kötülüğüne, hatta gözünün yaşına bile bakmadan kendi içine aldı ve değirmenin taşları dönmeye başladı :I ha bu arada filmin sonunda ufak biyerde aşk kazanmış oldu..yani bu kadar kayıptan bahsedip yine de ama işte en azından o ikisi birbirlerini sevdiklerini itiraf etmiş oldular gibisinden bir gram gülümseme vermiş oldular.. fakat filmin tümüne, eğer doğudan gelip mis gibi istanbul'u işte böyle mahvettiler gibisinden bakılıyorsa kusuruma bakılmasın da bakan kişinin kötü niyetli olduğundan şüphelenirim.. çünkü ali nazik benim hemşerimdir :I
benim öyle bir bakışım yok zaten tek işgalci o değildir filmde iyice gelişip serpilmeye başlayan mülkiyet ilişkileridir asıl işgalci. hem ben meseleyi öyle yorumlamamak için yeterince duygusal nedenlere sahibim hemşehri olmamakla birlikte aynı coğrafyadan geliyorum ali nazik'le
muhsin bey bir beyefendidir. elit ya da elitist olmakla hiç alakası yoktur.
muhsin bey'in kendisi elit ya da elitist olmayabilir ama film taşıdığı değer yargıları açısından öyledir diye düşünüyorum.
filmin taşıdığı en önemli (hatta belki de tek) değer yargısı insan olmak ve insan kalmaktır.. elitist bulunan yargı bu mudur?
insan olmak insan kalmakla eski istanbul değerleri arasında kurulan özdeşlik ilişkisidir elitist olan.
bu noktada seni rahatsız eden asıl şeyi galiba biliyorum..kibar olan tarafın istanbullu olup, kaba ve görgüsüz olarak anlatılan tarafın başka bir bölgeden seçilmesi.. muhsin kanadırık, şarkı söyleyen kişilerin nota bilmesini savunan, sanat müziğini seven ve çiçekleriyle konuşan bir adam..peki bu karakterde olan bir insan için istanbullu olmasının seçilmesi neden uygun olmasın? üstelik bu adam istanbul'un yerlisi ve yaşı da ilerlemiş:/
mesela ben artık füsun demirel'in başrolde olduğu bir film olmasını istiyorum.. yani bu başrol kadın oyunculuk kavramı daha ne kadar böyle tekdüze olacak? hülya avşar'ın filmin esas kadını olmasından kimse sıkılmadı mı yani :/
bir sinema değil ama sıdıka da başrol oydu aslında. diğer taraftan kadın oynadığı bütün filmlerde nasıl oluyorsa başrol kadın oyuncusundan daha çok hatırlanmayı başarıyor en azından benim izlediğim filmlerde etkisi oydu.
sadece 70ler mi, hint sinemasına bin basar? yerli sinemanın en kötü dönemi olan (nitelik olarak değilse de kriz dönemi açısından) 88-94 arası filmlerimiz bile, hint sineması kadar pespaye değil. diğer malum dönem içinse doğrusu kişisel izleyicilik deneyimim olmadığı için, fazla bişey söyleyemem :)
ben çekilen film sayısı açısından bir kıyaslama yapmıştım. zaten hint filmleri çoğunlukla romeo jülyet formatında kurgulanmıştır.( avare ayrı bir yerde durur benim açımdan. hem hint filmidir hem değildir belki nargis yüzündendir) senaryodan çok şarkılar vardır. ha o malum dönem filmleri italyan filmlerinin kötü kopyaları olmakla birlikte epey tiyatro sanatçısının hayatını devam etmelerine yardımcı olmuştur sadece zerrinler aydemir akbaş, bülent kayabaş hatırlanır o dönemden ama hadi çaman, orçun sonat 'a ve cüneyt arkın filmleri figürasyonun demirbaşları olan arkadaşların pornolarda görülmesine kadar uzanır liste. ne yapalım bizim kuşak sinemaların krize girdiği dönemde büyüdüğü için ergenlik çağımızda destek almış bulunduk sinemalarda tek film izlenebilmesini bu yüzdendir hala yadırgarım:)))
iyi ama onlar sadece film değil mi? yani yapılan şeyin adı sinema olmasa gerek?
sinema, evet ya ben konuyu dağıtmışım:)))
üzülme, türk sineması buna alışkın zaten..bir vakitler yapımcılar da aynen senin yaptığını yaparlarmış :)
yapımcıların olumlu hiçbir katkısını hatırlamıyorum türk sinemasında. yıllarca sırf akrabaları olduğu ya da tanıdıkları olduğu için çocuk oyuncular sezercik, ömercik, ayşecik gibi isimlerden oluşmu ha bir de parla şenol var tini mini hanım mıydı neydi?
tini mini hanım olan, ayşecik'ti.. ayşecik zaten yönetmen kızı, ömercik onun kuzeni, parla şenol da baba ve halası tarafından tiyatrocu..(halası jeyan mahfi) fakat tüm bu isimlerin aslında hiç bir zaman çocuk olarak oynamadıklarını veya oynatılmadıklarını farketmişsindir. hepsi de neredeyse tüm filmlerinde birer yetişkin prototipi gibiler. çünkü filmlerin tamamı diğer yetişkin oyuncuların gözünden çekiliyormuş..seyredince bunun böyle olduğunu anlıyoruz zaten. bir çocuğu, sadece çocuk olarak gören, ve daha da önemlisi tüm filmi bir çocuğun gözünden anlatan film "uçurtmayı vurmasınlar" dı.. ozan bilen kadar inandırıcı bir çocuk daha görmedim ben.. inandırıcıydı, çünkü kendisinden çocuk rolü yapması istenmemişti.. tüm bir film boyunca bir çocuk sadece çocuk olarak konuştu, düşündü, baktı..
değerli hatırlatmaların için çok teşekkür ederek uçurtmayı vurmasınlar'a geçiş yapmış olmak beni çok duygulandırdı. henüz yeniyetme dönemlerimde izlerken olayın sadece mizah boyutuyla ilgilenmiş olduğumu farkettim. oyunculuk açısından yetişkinlerin arasında çocuk kalmak ciddi bir sınav olmalı ozan bilen için.ama yüzünün akıyla çıkmış ha unutmadan füsun demirel her zamanki oyunculuğuyla ayrı bir hava katmış filme.
farkında olduğunu farkedememek temasını zaten bir filmde işlemek istediler.. ama sonuçta bi baktılar, sezercik aslan parçası filmi olmuş.. bir dönem türk sinemasının da aklı bayaa bi karışıkmış anlaşılan.
türk sinemasının pek akıllı olduğunu söyleyememekle beraber aklının karışık olması da ayrı bir mevzu. farkındalık, sezercik ten polat alemdar a dönüşüm sürecinde her yanıyla türk sinemasına nüfuz etmiştir sanırsam.
ama ben türk sinemasını seviyorum? sanat filmleri hariç :I
ayrıcalıklı olduğu söylenebilir türk sinemasının ama her bir taraftan kuşatıldığı da olasılık dahilindedir. bu yüzden dönemsel dönüşümleri arasında keskin ayrım çizgileri seçilir. ben de severim türk sinemasını çünkü eleştirmenlerin de ekmek yemesi gerek ve en bol malzeme de burada
peki, türk sinemasını ayrıcalıklı yapan nedir?
yokluğun gücü sanırsam bu yüzden çok yaratıcı ve özgün biraz da pratik zekası yüzünden
yani, hint sinemasındaki pespayelik (kişisel görüşüm) türk sineması'nda yoktur..(yok mudur)onlar gibi nerdeyse yılda beşbinüçyüzaltmışbeş film çekip, sonuçta ortaya bir hiç çıkarmak:/
daha farklı birşey örneğin arabesk filmler hariç filmlerde ki müzikler özgündür . bazı filmleri kötü olanlarını bile iyi müziklerle hatırlarız (cahit berkay büyük adam demek ki)( melih kibar hababam sınıfı ve dönemin komedi-dramlarının hemen hemen hepsinin müziğinin altında parmağı vardır) bir de kaygı taşımadığı sürece naiflik filmleri sınırların ötesine taşır. ama illa mesaj diye tutturunca zaten sanat filmi oluyorlar. (abi ben öyle bir film yapacam ki herkes öyle bakakalacak ama bi halt anlamıycak aslında bu filmlerin çoğunun temel mesajı) anlatılan birşey yok anlatım gücü yok bak 70ler bu noktada hint sinemasına beş basar komedi-dramların yanısıra erotik-komedilerle çok fazla film çekilmiştir. (ama yaratıcı pratik zeka bu filmlerde de isimler anlamında etkili olmuştur ve cinsellik dili bu filmlere göre şekillenmiştir neredeyse)
birbirinden derin bu cevapların yüzünden galiba bir ay kadar bu not kutusuna bişey yazmama gerek kalmadı.. hadi geçmiş olsun. (bence buna da cevabın peki olacak)
bir de klasik son: katil uşak.
yok olmayacak ama senin kendi tasarrufunda olan birşey için senden yazı yazmanı talep edemem. yaralarımı tımar etmeye uğraşırken aklımı yitirdiğimi de söyleyebilirim. hani biraz daha yazsan da şöyle lafın belini kırsaydık derim sadece.
aklını mı yitirdin? hah buyur burdan yak, adam deliymiş meğer.. hemmmen kaçarım..
farkındalık temasından yola çıkıp buralara kadar gelmişsin. bence seni kırk yıllık borçlandırma sürecine dahil etseydim bir kahveiçseydin tuğlaların arasında. ama madem deli,lerden kaçılıyor buralarda ben de kendimden kaçayım!
farkındalık temasından yola çıktığımı hiç farketmemiştim.. bak işte, bazen de bişey yapıyoruz ama ne yaptığımızı bilemiyoruz demek ki?
farkında olduğunu farkedememek gayet ciddi bir film konusu olabilir (yerli sinemanın elinde neye döner pek bilmem ama)
ne gülüyorsun, çok mu komik? gülme hakkını kullanıp kullanmadığını biarkaaşa kontrol ettirdim.. sonuç içler acısı..seni kendi kendine gülerken görmüşler.
mümkündür
bir diğer hasta olduğumuz cevap da doğrudur cevabıydı zaten. evet, bu doğrudur ve mümkündür.
doğrudur
tabi..eksik bırakmamak lazımdı zaten.. bak şimdi negzel oldu.
evet
ütopya mı distopya mı?
hepsi
peki hayal mi gerçek mi :)
gerçek
para mı idealler mi? :))
idealler
idealler!! kesinlikle katılıyorum. bu not kutusu kotasını bu kelimeyle doldurmuştur. daha fazla söze gerek yok! :)
ne sataşıyon lan arkadaşlarıma döverim bak haaa!!
bana uyar istersen yanında bir kaç arkadaşını da getir
hep sorun oldum bu yüzdendir beni sevmek sevmemekten daha zordur.etiketlerin bircoğu bir arkadaştan yadigar saklıyorum. belli ki katılıyorum.
0 yorum var - 24 Aralık 2007 12:27 yazılmış
0 yorum var - 18 Aralık 2007 16:34 yazılmış
2 yorum var - 19 Eylül 2007 03:11 yazılmış
2 yorum var - 17 Eylül 2007 21:47 yazılmış
2 yorum var - 17 Eylül 2007 00:40 yazılmış
3 yorum var - 13 Eylül 2007 02:30 yazılmış
4 yorum var - 09 Eylül 2007 23:50 yazılmış
8 yorum var - 09 Eylül 2007 02:43 yazılmış
3 yorum var - 09 Eylül 2007 02:08 yazılmış
2 yorum var - 06 Eylül 2007 02:37 yazılmış
tuttum işlemi gizlidir. karşı tarafın haberi olmaz. tuttuğunuz kişileri bir arada görebilir, yaptıklarını takip edebilirsiniz.
|